Engellilerle Eğitim Hakkı ve Yasal Düzenlemeler

ENGELLİ EĞİTİMİ VE YASAL DÜZENLEMELER

 

Atatürk Döneminde “Eğitim Devrimi “ ile tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ” İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ nde” belirlenen tüm haklar gibi eğitim hakkı da gerçek yaşama geçirilmeye çalışılmıştır.    Buna göre İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 26. maddesinde “Herkesin eğitim hakkı vardır” ifadesiyle tüm bireylerin kendi kişiliği geliştirme yönünde eğitim almaları gerektiği vurgulanmıştır. Böylece özel eğitime gereksinimi olan bireylerin, normal gelişim özelliği gösteren bireylerle eşit eğitim ve yaşam fırsatlarından yararlanmaları için yasal, idari ve eğitsel düzenlemeler oluşturulmaya çalışılmıştır.     Özel gereksinimli bireylerin erken bebeklik döneminden başlayarak okul öncesi eğitimlerine, ilköğretim, mesleki eğitim, lise ve üniversite eğitimlerine ilişkin gerekli düzenlemeler oluşturulmaya çalışılmıştır. 80 yıllık Cumhuriyet döneminde özel eğitimin pek çok alanında gelişme görülmüştür. 1955 yılında “Özel Eğitim Şubesi” açılmış, Rehberlik ve Araştırma Merkezleri”nin temelini oluşturan “Psikolojik Servis Merkezi” nin kurulmuş olmasıdır. Ankara’da Yeni Turan ve Hıdırlıktepe ilkokullarında zihin engelliler için açılan özel sınıflarını, daha sonraki yıllarda “alt özel sınıf” uygulamasına dönüşmesi ve bu durumun günümüze kadar gelen uygulamanın ilk örneklerini oluşturmasıdır (Özsoy, 1990).      1961 yılında yayınlanan 222 sayılı “İlköğretim ve Eğitim Kanunu” nun 12. maddesindeki “mecburi ilköğretim çağında bulundukları halde zihnen, bedenen, ruhen ve sosyal bakımdan özürlü olan çocukların özel eğitim ve öğretim görmeleri sağlanır” hükmü ile zorunlu ilköğrenim çağında bulunan engelli çocukların eğitimleri yasa önünde tanınmıştır ( Gökçe, Kartal, Rıdvanoğlu, Erezkan ve Alışcı, 2002). Yine  Bir başka yasal düzenleme ise 1967 yılında kabul edilen 931 sayılı “İş Kanunu”dur. Bu kanun daha sonra 1971 yılında 1475 sayılı yasa ile yeniden düzenlenmiştir. 1978 yılında yürürlüğe giren “Özel Eğitim Öğretmenliği Sertifika Programı” ile ilgili bölüm, özel eğitimin her dalına öğretmen yetiştirmeye başlamış ve 625 sınıf ve ders öğretmeni yetiştirmiştir. 1965 yılından 1982 yılına kadar özel eğitim personeli yetiştirme açısından tek kaynak durumunda olan Özel Eğitim Bölümü 1982 yılında YÖK Yönetim Kurulu kararı ile Eğitimde Psikolojik Hizmetler Bölümü ile birleştirilmiştir (Akçamete ve Kaner, 1999; DPT, 1992). 1971 yılında halen yürürlükte olan 1475 sayılı “İş Kanunu” kabul edilmiştir.  

 

      1973 yılında kabul edilen 1739 sayılı “Millî Eğitim Temel Kanunu”dur. Bu kanunun 8. Maddesinde “ özel eğitime ve korunmaya muhtaç çocukları yetiştirmek için özel tedbirler alınır” ifadesinin yer aldığını görmekteyiz. 1983 yılında genel müdürlük Özel Eğitim ve Rehberlik Dairesi Başkanlığı’na dönüştürülmüş ise de 1992 tarihinde kabul edilen 3797 sayılı yasa ile tekrar Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Daha sonra 1983 yılında Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesinde Özel Eğitim Öğretmenliği Programı başlatılmış ve ilk mezunlarını 1987 yılında vermiştir (Çağlar, 1990). 1980’li yıllar özel eğitim öğretmeni yetiştirme açısından olumlu gelişmelerin yaşandığı yıllardır. Anadolu Üniversitesi’nde açılan programın ardından 1986 yılında Gazi Üniversitesi Gazi eğitim Fakültesinde Özel Eğitim Bölümü Görme ve Zihin Engelliler Öğretmenliği programları başlatılmıştır. 1982 Anayası’nın 41., 42., 49., 50., 60. ve 61. maddeleriyle ailenin korunması, eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi, çalışma hakkı ve ödevi ile sosyal güvenlik hakkı konularında herkesin yasa önünde eşit olduğu ifade edilmiş, 61. maddede ise “Devlet sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır” ifadesi yer almaktadır. Özel eğitim alanında 1980’li yıllarda gözlenen bir diğer gelişme ise 1983 yılında kabul edilen 2828 sayılı “Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu”dur. Bu kanunun 3. Maddesinin c fıkrasına göre “özürlü” doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık veya kaza sonucu bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle normal yaşamın gereklerine uyamama durumunda olup, korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyacı olan kişi olarak tanımlanmıştır.

 

Özetle: Engelli Çocuklar bizim ülkemizin çocuklarıdır  Temel Kanun olan Anayasada’ belirtilen “eğitim hakkı”  özürlü, özürsüz ; ülkemizde yaşayan tüm bireyler için verilmiş bir hakdır. Bu hakkın eşit kullanımı, tarihi gelişimde izlendiği gibi gecikmiş yani geç verilmiş bir hakdır. Devletin Sosyal Devlet  olmasının gereklerindendir. Geriye dönüşü bile olası değildir.

   
Anayasamızın 42. maddesi: Devlet, maddi imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır”  Ülkemizdeyaşayan her bireyin eğitimde fırsat eşitliği gereği eğitim hakkı vardır. Bu maddeden yola çıkarak,i engellilerinde, eğitim hakkı vardır.

 

    Engel durumları ne kadar erken yaşlarda tanılanıp, gerekli önlemler ve eğitim koşulları oluşturulup, ihtiyaçlarına en uygun olan eğitim; geç kalınmadan verildiği süreçte engelli gelişir ve süreç içinde akranları seviyesine gelmese bile yaklaşır. Diğer değişle başkalarına bağımlı olmadan, bağımsız olarak yapması gerekli olan işlevleri yapar duruma gelir.

 

Eğitim, bireylerin yaşantılarında amaçlanan hedefler doğrultusunda, kasıtlı, istendik ve kalıcı davranış değiştirme sürecidir. Eğitimin girdisi olan öğrencinin davranışları, eğitimi süresinde değiştirilmek istenen hedef davranışlar ve belirli amaçlar doğrultusunda değiştirilmeye çalışılır. Değişen bu olumlu ya da olumsuz davranışlar alınan üründür. Diğer değişle eğitim dizgecinin çıktılarıdır. Bu çıktıların hedeflenen amaçlar doğrultusunda olup, olmadığının sistemce kontrol altına alınması ve değerlendirilmesi gerekir. Değerlendirme sonucu hedeflenen amaca ulaşmak için çaba gösterilmesi gerekir. Eğitim işlevinin bir bütünlük içinde tüm bu unsurları taşıyan biçimine Eğitim Dizgeci diyoruz. Bu günkü Eğitim Sistemi, Milli Eğitim Temel Kanununda ve Anayasamızda belirtilen ilkelere uygun eğitim işlevini, eşitlikçi ve öğrenci merkezli olarak gerçekleştirme  görevini yerine getirememektedir. Bu yönü ile demokratik, çağdaş ve evrensel bir sistem olmaktan uzak  ilkel bir yapıya sahiptir

Bu yapıt bir gün basımı yapılarak yayımlanacak, okuyucularımca okunacak.     

    Ancak bitmedi !..  Bitmeyecek !.. Hep açtı!..  Hep Susamıştı !..   Hep aç ve susuz kalacak !..

       

        Günümüzde, gelecekte, insan oğlu evrende var olduğu süreçte; kuşaktan, kuşağa, nesilden,nesle her Eğitim Dizgeci gibi bu yapıttaki eğitim dizgecinin de sürekli geliştirilmesi gerekecektir.        Eğitim sistemlerinde, insanın insan olmasının gerektirdiği evrensel değerler, yalnız insana has değerlerdir. Çağdaş bir insan toplumu olmanın felsefesi, çağa uygun insan olmanın gerektirdiği tüm değerlerin yaşam biçimine dönüştürülmesidir.  Bu değerlerin teknolojinin, bilimin, evrensel bazı güçlerin ya da kendi ürettiklerimizin esiri ya da kölelerine dönüşmemesi, düşünce ürünlerimizle yok edilmemesi için hep var olmaları gereken ve yalnız insana  has duygular ve davranış örüntüleri olduğu unutulmamalıdır.        Bu amaçla insanın insan olmasının gerektirdiği bu değerler, sürekli eğitimcilerin düşünceleri, görüşleri, önerileri ve katkıları ile geliştirilmeye, beslenmeye, büyümeye ve sürekli düzenlenmelere gidilmesine ve sistemin yapılanmasında yer almasına  ihtiyacı bulunmaktadır.

 

       Çağımızda, bilim ve teknolojinin baş döndürücü bir hızla geliştiği, ” Sibernetik Uzay Çağını “ yaşadığımız evrende, artık devletler küçülmeye başlamışlardır. Bu amaçla bir çok ulus ya da devlet bir araya gelerek “Avrupa  Birleşik Devletleri, Avrasya Devletleri,  3.  Dünya  Devletleri, Afrika  ve  Orta  Doğu  Devletleri,  Amerika  Birleşik  Devletleri  vb”  birlikler oluşturmaya ihtiyaç ve gereksinim duymaktadırlar. Bu birliklerden yola çıkarak, küçülen dünyamızda süreç içinde bir bütünleşme ile dünyanın birliğine doğru bir gelişme, birliktelik ve bütünleşme yakın çağımızda yaşanacaktır. “Dünya Devletinin”  Dünyamızın  korunması, tüm olanaklardan her insanın eşit yararlanması  için  bu  zorunludur. Bu nedenle de herkes için geçerli çağdaş bir eğitim zorunlu  hale  gelecektir.    Tüm bu amaçlarla globalleşen dünyamızda, eğitim, bilgi, iletişim, enformasyon, teknoloji, siyaset, ekonomi vb. alanlarda insan oğlunun birlikteliğine, barış içinde birlikte yaşamasına, anlaşabilmesine, tüm olanaklardan eşit ve birlikte yararlanmalarına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu gün insanların, bilgiye ulaşması, bilgiden yararlanması, bilgiyi kullanması ve tüm toplumun yararına ve hizmetine sunması; daha gelişmiş, daha kalkınmış, daha özgürlükçü, daha demokrat, daha insancıl, daha barışçı, daha çağdaş bir ülkeyi ve dünyayı gelecek kuşaklara ve nesillere bırakma özlemimizin; çağdaş, demokratik bir eğitimle gerçekleşeceği unutulmamalıdır.   

 

   Ülkemizin, gelecekte dünya aileleri arasında uygar bir ulus olarak yer alabilmesi için ülkemiz üzerinde yaşayan tüm bireylere bu bilincin verilerek, insan olmanın gerektirdiği, çağdaş, demokrat, laik ve özgürlükçü bir ulus olarak; geleceğine güvenle bakacak güven ve öz güveni gelişmiş; kendisi, çevresi ve tüm toplumla barışık; sevgi ortamında büyüyerek, kendini ve insanları sevmekten, ülkesini ve dünyayı seven, koruyan; insan haklarını savunan, koruyan ve uygulayan; laik, demokratik, sosyal ve hukuk devleti ilkesini gözeten ve tüm yönleri ile eşit uygulayan, bilimsel ve hür düşünceye sahip ; tüm bu insani ve toplumsal özellikleri yaşam şekline dönüştüren; sağlıklı kişilikli, verimli, kendine  ve topluma yararlı üretken bireylere dönüştürülmeleri, bunları gerçekleştirmek için daha çağdaş ve daha demokratik ve öğrenci merkezli bir eğitime ihtiyaç bulunmaktadır.......  bu  günkü eğitim sisteminin yapısına baktığımızda ,insanın insan olmasının gerektirdiği, çağın koşullarına uygun erdem olan evrensel değerleri kazandırmaktan uzak olduğunu, süslü yazılarla metinlerde  bulunmasına rağmen, uygulamada bunları davranışa dönüştürecek bireyleri yeterince yetiştiremediği ; sevgiye- saygıya, özveriye  tutsak, kendine ve yakın çevresine güvensiz, özgüvensiz, mutsuz, umutsuz, karamsar, kötümser, bencil, kendi çıkarlarını toplumun çıkarlarının üstünde tutan, soyan, talan eden, kaçıran, göçüren ve bu davranışları kurnazlık diye maharet bilen, kısacası doğanın sunduğu olanakları bilinçsizce tüketen, insan olmanın gerektirdiği olumlu  davranışlardan çok olumsuz davranış örüntülerini alışkanlığa ve yaşam biçimine dönüştürmüş  bireylerin yetiştirilmesine, zemin hazırladığı acı gerçeği ile karşı karşıya gelmekteyiz.  Çağdaş bireylere dönüşmek yerine, çağdışı kalmış ve çağ dışılık özlemlerini sürekli yaşayan bireyler; demokratik, laik, özgür, bağımsız, hür düşünen bireyler yerine, demokrasiye, laikliğe, insan hak ve özgürlüklerine hatta Atatürk’e düşman, kaderci ve gerici bireyler; çalışkan, sağlıklı kişilikli, üretken, verimli ve topluma yararlı bireyler yerine, ben merkezli, bana neci, bilinçsizce tüketen sağlıksız kişilikli bireyler; ülkemize ve topluma kazandırma işlevini gerçekleştirerek; insanlarımızı  sürekli çağın gerisinde kalmaya, Uygar Avrupa, Dünya Devleti ailesi olma yerine barbar olmaya mahkum ettiğimiz gerçeği ile karşı karşıya kalmaktayız. Oysa çağdaş bir ulusa dönüşmenin, tüm alanlarda çağdaşlaşma ve bu gününe, geleceğine güvenle bakan sağlıklı kişilikli, üretken bireyler yetiştirmekten geçtiği, bunun tek yolunun Öğrenci ve Öğreten Merkezli Bir Eğitim olduğu gerçeğidir

 

   Okuyacağınız bu yapıtda,ülkelerin gelişip,kalkınmasında ve çağdaş dünya ailesi içinde uygar bir ulus olarak  yer  almasında,ülkede verilen eğitimin ne kadar önemli olduğu ve hükümetlerce önemsenmesi gerektiği üzerinde durulmuştur.

 

    Evrende yaşayan her canlı varlığın belirli oranlarda öğrenebildiğinden yola çıkılarak,her insanın doğuştan getirdiği potansiyeli oranında öğrenip,kendini geliştirebileceği;bireylere uygun koşulların oluşturulduğu eğitim ortamlarında her bireyin optimum düzeyde öğrenebileceği,potansiyeli oranında kendini geliştirebileceği, bireye uygun eğitimin nasıl gerçekleşebileceği vurgulanmıştır

 

      Eğitilenin insan olması nedeni  ile eğitimde yapılan hatanın telafisi olmayacağı, ürününün tekrar insana döneceği unutulmadan insana gereken önem ve değerin  verilmesi için öğrenci merkezli bir eğitime ihtiyaç bulunduğu;eğiten ve eğitilenlerin oluşturdukları kurullar ve komisyonlar kanalı ile demokratik ve katılımcı bir eğitim yönetimi yapısını  oluşturmaları hedeflenmiştir.

 

Eğitim demokratik,çağdaş ve özerk bir yapıya kavuşmasında en büyük engellerden biri olan eğitimin siyasete alet edilmesi ve yetkilileri tek elde toplayan merkeziyetçi hantal bürokratik yapısıdır.

 

   Bu amaçla eğitim siyasetten arındırılarak yetkiler yörelere devredilerek eğiten ve eğitilenin yönetimine bırakılmalıdır. Program merkezli, ezberci ve kuru bilgi yükleyici, sınav endeksli ve eleyici, bilimsel ve çağdaş olmaktan uzak bir eğitim dizgecine alternatif olarak,öğrenci merkezli,öğrencinin aktif olduğu ve öğrenmenin öğrenilmesinin  gerçekleştiği ve sınavı ortadan kaldırıp yönlendirmenin önerildiği bilimsel, çağdaş ve demokratik bir eğitim dizgeci önerilmiştir.

 
   Eğitim alanında yıllar süren araştırma, uygulama ve deneyimlerimin ürünü olan bu yapıttan, başta  eğitimcilerin, eğitilenlerin ve tüm okuyucularımın yararlanacağı, onların görüş ve katkıları ile besleneceği ve gelişeceği umudunu taşımaktayım.

 

  Çağdaş  bir eğitimin, bugünün insanını yetiştirmekten çok geleceğin insanını yetiştirmeyi amaçlaması, geleceğe uygun planlanması ,programların uygulayan eğitimcilere  oluşturulması,öğrenilen bilgilerin ürünlerinden tüm insanlığın yararlanması ve öğrenci kontenjanlarının ihtiyaçlara uygun belirlenmesi……………………. 

 

Başlangıçta yapılan her düzenlemede, gerekli alt yapı, personel ve diğer koşullar oluşturulmadan “Yasal Düzenlemelere Gidilmesi” diğer ülkelerde olduğu gibi bizim ülkemizin en belirgin ve kurtulamadığımız hastalıklarındandır. Hastalıkları olarak, ola gelmiştir…!     Engelliler ile ilgili tüm düzenlemelerde de bu hastalığımızı gözlemlemek olasıdır. Eğitim işlevinin MEB tarafından yürütülmesi esas iken,  Engelliler SHÇEK Mevzuatına göre eğitilmiş ve denetim yeterince sağlanamadığı için istenmeyen sorunlar ortaya çıkmıştır. MEB ‘ e bağlı kurumlarca eğitimine, 1996 yılında yürürlüğe giren 573 sayılı “ÖZEL EĞİTİM HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME “ ile karar verilmiş, “Engellilerin eğitiminin, erken çocukluk döneminden başlayarak, okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim yükseköğretim yaygın eğitime ilişkin ilkeler belirlenmiştir. “ ancak 2006 yılında bu kurumlar SHÇEK ‘ ten ,MEB ‘ na bağlanmıştır.      Görüldüğü gibi yasalarda düzenlemelerin tam olarak gerçekleşmesi 5 ile 15 yıllık bir geçiş sürecini kapsamaktadır. Günümüzde bu kurumların açılışları konusunda, kimlerin açabileceği konusunda, hangi ortamlarda, hangi araç, gereç ve koşullar oluşturularak,kimler tarafından ve nasıl bir eğitimle vb. eğitim verilmesi gerekli hususlarda; süreç içinde gerkli düzenlemeler yapılmaması, bu değerli eğitim kurumlarını “Eğitim Amaçlı değil de Ticari Amaçlı görenlerin heveslerini kabartmaya devam etmektedir. Başlangıçta tamamen engellilerin eğitimi konusunda masumane alınan kararlar, süreç içinde gerekli yasal düzenlemelerin yapılmaması ve gecikmesi sonucu; bir çok aksaklık ve sorunu da beraberinde getirmektedir.      Örnekler vermek gerekirse:  Başlangıçta Fakültelerin “Özel Eğitim Öğretmenliği” programları mezunları ihtiyacı karşılamadığı için alternatif olarak; “İllerde benimde yıllarca öğretim görevlisi olarak görev aldığım”  “Alt Özel Sınıf Öğretmenleri Özel Eğitim Kursu” ile alt özel sınıf özel eğitim öğretmenleri, süreç içinde MEB  Hizmet- içi Eğitim Dairesi’ nin düzenlediği kurs sertifikalı “Özel Eğitim Sınıf Öğretmenleri “ görevlendirilmiştir. Psikolog/PDR/ Rehber Öğretmen kadrolarına alternatif olarak önce Eğitim Bilimleri Fakültesi’nin Planlama ve Program, Ölçme Değerlendirme vb. Lisans mezunlarına, bu alanlarda Mastır yaptırılması alternatif olarak getirilmiştir. Kişisel kanımca doğru olanı budur. En azından Eğitim Fakültesi mezunu ve bu alanda 2 yıllık ek bir eğitim alarak yetiştirilmektedir.” Bu aralar, makalelerim de belirttiğim gibi  Eğitim Fakültesi Mezunlarının 2.yıllık bir mastır programı ile Özel Eğitim Öğretmeni” ihtiyacını karşılamak için henüz yasal hale getirilememiştir.      Tabiî ki, sertifikalı bu görevlere başlayan her alanda personelin kazanılmış hakkı olduğu için ihtiyaç duyulan personel için açılan kursların sınırlı tutulması, öncelikli olarak alan mezunlarının görevlendirilmeleri esas olmalıdır. Yine özel eğitim kurumlarının eğitimciler tarafından açılıp, yürütülmesi esas olmalıdır ki bu kurumlara devam edeni engelliler, engelli oldukları için  en az normal bireyler kadar önemsenerek; gelecek kuşakların sağlıklı ve kaliteli eğitim almaları ve topluma yararlı bireyler olarak yetiştirilmeleri, hedeflensin ve gerçekleştirilsin.   

    

Engellilerin, normal çocuklarımız gibi her düzeydeki eğitim öğretim çalışmalarından tüm engelli “ ön eğitim, okul öncesi, ilköğretim/lise,üniversite her yaşta ve eğitim seviyesinde “ çocuklarımızın yararlanması için hizmetlerin yaygınlaştırılması gerekmektedir. Hangi yaşta olursa olsun tüm engelli bireyler potansiyellerini en üst düzeye çıkarabilmek için parasız “Devletin Temel Görevidir”  uygun eğitimden yararlanmalıdırlar. Her yaştaki parasız eğitim hakkı ailelerinin bağlı bulunduğu sosyal güvence gözetilmeksizin tüm çocuklara verilmelidir. Ülkemizde engelli bireylerin yaşama, eğitim, çalışma gibi hakları yasalarca belirlenmiştir. Ancak bu hakların hayata geçirilmesinde güçlükler bulunmaktadır. İleriye yönelik yapılacak çalışmalarda bu güçlüklerin ortadan kaldırılmasına çalışılmalıdır. Engelli bireylere yönelik olarak sürdürülen çalışmalarda yaşanan bir diğer sorun bu hizmetlerin yalnızca sayısal olarak sınırlı olması değil, aynı zamanda niteliklerinin de birbirinden farklı olmasıdır. Bu nedenle verilen hizmetlerin niteliğinin artırılması da ileriye yönelik hedefler arasında yer almalıdır. Türkiye’de özel eğitime gereksinimi olan bireyler için gerekli planlamaların yapılması bu bireylerin sayılarının bilinmesini gerektirmektedir. Çeşitli engel gruplarının toplam öğrenci nüfusu içindeki oranlarını gösteren istatistikler bulunmamaktadır. Türkiye’deki engelli bireylerin sayısını belirlemek amacıyla Başbakanlık Özürlüler İdaresi Devlet İstatistik Enstitüsü ile 1998 yılında bir çalışma başlatmış ancak bu çalışma sonuçlanmamıştır. MEB’nın 1999 verilerine göre, yalnız sıfır- on sekiz yaşları arasında  3 milyon 650 bin engelli çocuğun olduğu görülmektedir. 1999-2000 yılında bu çocukların sadece 38.19’ u , yaklaşık olarak %1’i eğitimden yararlanmış bulunmaktadır ( Gökçe, 2002).  Günümüzde bu oranlar artmasına karşın  özellikle kırsal kesimde yani köylerdeki engelliler özel eğitimden yararlanamamakta, taşralarda ilçe ve beldelerde Özel Eğitim Kurumlarının sayılarının yetersiz olması ya da hiç açılmaması nedeniyle; özel eğitimden yararlananların sayısı düşünüldüğünden azdır. Bu sayılar bize eğitimde fırsat eşitliği konusunda ciddi sorunlarımızın olduğunu göstermektedir.
Özellikle il merkezlerinde ve  bu tür kurumların açıldığı merkezlerde ailelerin genelde bilinçsiz olması nedeni ile kurumlardan farklı beklentiler içinde olmaları, engelliyi kullanmaya çalışmaları, eğitimci olmayan kurucuların bu kurumları ticari düşünerek yaptıkları hatalar vb. nedenlerle, engellinin eğitimi ikinci plana itilmektedir. Engelli bireylere yönelik sürdürülen hizmetlerin kaliteli, verimli ve mevzuata uygun yürütülmesi ve süreklilik içinde gerçekleştirilmesi gelişme için gereklidir. Bu sürekliliği sağlamak için hizmet verenler arasında işbirliği ve eşgüdümün olması da önemlidir. Ayrıca eğitim sürelerinin kısaltılarak, devletin yükünün azaltılması anlayışı yerine kaliteli, sağlıklı ve iyi ve mevzuata uygun eğitim veren kurumların özendirilerek, yerel yönetimlerce desteklemeleri gerekirken, eğitimci ve bu alandan olmadan bu işe soyunanların yaptığı hataları ,yasal zeminde Yerel Yönetimler eli ile tekrarlanması gibi ikinci bir hataya kalkışılması engellilerin topluma yararlı bireyler olarak kazandırılması yerine Belediye Başkanlarının siyasetleri “ Bu siyasete destek verenler tarafından eğitim işinin yürütülmesi” doğrultusunda yetiştirilmesi gibi büyük ve onarılması güç bir tehlikeyi gündeme taşır. Endişesi şimdiden eğitim sevdalısı ve gönüllüsü bir arkadaşınız olarak, beni düşündürmektedir. Temennim çocuklarımız için ÖZELLİKLE ENGELLİ ÇOCUKLARIMIZ için alınacak kararların, bilimsel çalışmalarla desteklenen veriler ve araştırmalar sonucu elde edilen bulgular, ilgili üniversite ana bilim dalları TEMSİLCİLERİNİN, ilgililerin, ilgili kurumlarların ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin vb. kişi, kurum,kuruluşların görüşleri,alacakları kararlar ve öneriler doğrultusunda hazırlanmasını diliyorum.

 

YASAL DÜZENLEME YAPILIRKEN DİKKATE ALINACAK HUSUSLAR”   

 

Destek Egitimi ;Özel Egitime ihtiyaci olan bireylerin tibbi , egitsel degerlendirme ve tanilama sonucunda; belirlenen egitim ihtiyaçlari dogrultusunda kendilerine,ailelerine , ögretmenlerine ve okul personeline; uzman personel, araç,gereç,egitim ve danismanlik hizmetleri saglamayi içerir.

   

Bu tanimdan yola çikarsak, bu gün RAM lara yönlendirilen Engelli Ögrencilerimizi; bu kurum resmi bir kurum oldugu için ;bu kurumlardaki meslektaslarimiz, hangi özürlülerden  bir çikarlari olabilir ki  “Götürdügümüz öðrencilerin % kaçina  rapor veriyorlar. Söylemleri, oldukça yanlistir. Ögrencilerinizi çok iyi degerlendirerek ve Özel Egitim Hizmetleri Yönetmeligine uygun özür gruplarindan RAM lar tarafindan degerlendirmesi mümkün olmayan özür gruplarini,  “Saglik Kurulu Raporu “ alarak yönlendirdiginizde genelde fazla sorun olmayacaktir.    

    

Bu kurum, “RAM ‘ lar “  MEB ve Milli  Egitim Müdürlügüne bagli bir kurumdur. Kuruma has işleyisi konusunda,  mevzuat “yasa, tüzük, yönetmelik, yönerge ve genelgeler “ hükümlerine uygun görevlerini yaparlar. Kurumlarina yönlendirilen Engelli Bireylerin, Objektif veriler ve incelemeler sonucu ,Özel Egitime ihtiyaci olup, olmadigini belirlerler. Kisacasi, mevzuata uygun egitim önerilerinde bulunmaktadirlar.      Ancak bazen kisisel “Bu kurumlarda calisan bazi arakadaslaradan kaynakli”  sorunlarda çikmaktadir.  Her kurumda bu tür sorunlar çikabilir. Ancak bu kisisel sorunlari, tüm kuruma mal ederek, bu kurumlarda çalisan dürüst arkadaslarimizi zan altinda birakmak yanlis ve bir o kadar da yanli bir tutumdur. Diye düsünüyorum. Bazen, testörden kaynakli hatalar nedeniyle, egitim almasi gereken  engelli ögrencilere egitim önerilmemektedir. Ender de olsa Ögretilebilir Engellilere “Öz bakim becerileri, tuvalet egitimi kazanmamis vb. engellilere bile” is ve uygulama okullari önerilmektedir. Buradaki temel hata, bu engelliye  ayrica öz bakim becerileri kazandirilincaya kadar “ Bir özel egitim kurumundan destek egitimi de almasi önerilmemesidir.” Ancak objektif ve tarafsiz bakis ile her iki öneride de bulunmak bu arakadaslarimizi elestiri ve saibelerden,  şikayette haklarinda yasal islemler yapilmasindan kurtarabilir. Diye düsünüyorum.    

 

Bir Diger sorun,  RAM ve Hastanelerden kaynakli bazi sorunlar nedeni ile engelli cocuklarimizin egitime ihtiyaci olmasina karsi  “Özel Egitim Alamaz “  egitimini engelleyici raporlarin verilmesi husususdur.          Ilkögretim çaginda olup da “ 06- 14 yada 07-16 yas gruplari “ yada üstü hiç bir kurumdan egitim almayan ' Örgün Egitime devam etmiyen'   “ Agir MR  “ Tippi Tanilamada: idiot, Moron  vb gruplar' Orta Düzeyde MR yada Ögretilebilir Engellilere “ Bu güne kadar özel egitim almış mı?  Almış ise daha önce kaç yil özel egitim almis, rapor almis oldugu sürelerde  ne gibi gelisme olmus? , ' Gerektiginde uygulamada oldugu gibi Yönlendirilen kurumdan Gelisim Raporu da incelenerek değerlendirilir."  yada hangi nedenlerden dolayı beklenilen düzeyde bir gelişme olmamis, ilk defa mi rapor için basvuruda bulunmus vb. kosullar dikkate alinmadan  ' Hasta coklugu ve sürenin kisa olusu vb. nedenlerle, Objektif inceleme güclükleri vb.nedenlerle hastaneler “Saglik Kurulu Raporlarinda” RAM’ lar “ Özel Egitim Degerlendirme Kurulu Raporlarinda” egitimin yararli olmayacagi  gibi ' Kestirme yöntemi duyarsız davranarak, tercih edip, kendisine verilen yatkiyi kullanarak,' duygusal bakış açısı ile yada yanli düsünerek “ Özel Egitim “ önermemektedirler veya engel türüne ve bireyin, bireysel kosullarina uymayan  veya donanımsız ve koşulları  uygun olmayan egitim kurumlarindan egitim almalari önerilmektedir.

      Ancak bu çocuklarimiz önerilen ögretim ortamlarinda ne gibi güçlükler yasayacaklar, önerilen ortamlarda engelliye uygun kosullar olusturulmus mudur ?, Özellikle personel; ailelere bu konuda açiklamalar yapilmismidir,  "Genelde aileler gerekli açıklama yapilmadigi bu nednle bilmeden yada kosullarinin iyioldugu konusunda önerilerle ikna edildiklerini, daha sonra düsündükleri gibi olmadigi Özel Egitim ve Rehabilitasyon Merkezleri'nde verilen egitimden daha çok olumsuzluklar yasadıklaini, özellikle ilgisizlik ve bireysel egitim verilmediginden şikayetçi olduklarından çocuklarini bir süre sonra göndermediklerini belirtenler yaygındır "  Rehabilitasyon Merkezlerini yargisal bakısla mı yoksa kasitli etkilemelerle mi? Yanlis yönlendirilmislerdir. Tahminde bulunmak, ailelerin söylediklerine bakarak, bilmeden yanlis fikirlere kapilmak istemiyorum. Bence herseyden önemlisi, kurum önerilirken, önerilen kurum ve orada alacagi egitim; çocugun gelisimine ve egitimine katki saglayacakmidir, saglamayacak midir. Hangi kuruma yönlendirildiginde engellinin lehine bir gelisme olacaktır. Önemli olan budur.Burada belirtmedigim yada belirtmek istemedigim sorunlari, ortadan kaldirici 'Engellinin Egitim Hakkini' gözeten objektif bir yönlendirme  hangi veriler ve kosullar dikkate alınarak yapilmisdir. Yoksa gelisi güzel bir yönlendirme mi yapilmisdir. Önemli olan engellinin egitim kosullarinin tümünün dikkate alindigi bir yönlendirme önerisinde yada Destek Egitimi önerisinde bulunmak olmalidir. Çünkü bu çocuklar bizim çocuklarimiz, geleceklerimizdir. Egitim önerdim,bence uygun olan budur.Aile göndersin, göndermesin;egitim almayarak, sokaga gönderiliyorsa bana ne vb. tutum ve davranışlar etik olmayan tutum ve davranislardir.

 

Bu nedenle MEB bagli RAM lar bu islevi yürütürken Saglik Kurulu Raporu “Çünkü uzman personeli olmadigi durumlardaki engellilere yine bu kurumlarca hastanelere yönlendirilmektedir.” Saglik Raporlarinda, engelli olmasina karsin RAM olumsuz rapor veriyor. Bu nedenle Saglik Kurulu Raporunda 'Tibbi İncelenme ' ile engellioldugu belirtilmisse, engelli lehine olanlarin incelemesiz ve kosulsuz bu rapor dogrultusunda,RAM 'larca egitim önerilmelidir. % 20  ve üstü is gücü kaybi olupta, Saglik Kurulu Raporu' nda Özel Egitim Alamaz önerilenlerin ise RAM' larca 'Egitsel Degerlendirmesi 'sonucuna uygun Eðitim Önerisinde bulunmasi yararli ve adil olalacaktir.Kısacasi RAM engellinin incelenmesi için hastaneye yönlendirmis ise,hastane Saglik Kurulu Raporu'nda Özel Egitim alir önerisinde bulunmus ise bu ögrenciye raporun tani dogrultusunda verilmemesi etik degildir. Yine hastanenin Özel Egitim Alamaz önerisinde bile RAM 'lar ayrica Egitsel Tanilama sonucuna uygun destek egitimi önermis ise önerbilmelidir. Çünkü, Saglik Kurullari genelde Tibbi Tanilama yaparlar. Egitsel tanilamada yetkin olmayabilirler. Etik olan engellinin lehine kararlar almak olmalidir.    

          

Bazi RAM’ larda Psikolog yada “Denver”  uygulayacak uzman görevlendirilmemesi sonucu,  0-36 aylik çocuklar,  “ Okul Öncesinin Ön Egitim Çagındaki Çocuklar”  hastanelerden Saglik Kurulu Raporu için yönlendirilmektedir.   

        

Aşagida belirtecegim, Özel Özel Egitim Psikolojik Danisma Merkezlerinin önemi burada da ortaya çıkmaktadir.     

 

Hastanelerde Çocuk ve Ergen Psikiyatristi ve Psikolog sayilarinin yetersiz olmasi nedeni ile 'Engellilere Randevu Alma'  güçlükleri yasanmakta, incelenecek  engelli sayisinin çoklugu nedeni ile sorunlar yasanmakta; zaman zaman ögretilebilirlere bile özel egitim önerilemektedir. “ Çünkü bu kurumlar tıbbi tanilama yaparlar, egitim kökenli olmadiklari için bu çocuklarimiz için egitsel bakis aöisinden pek objektif deneyime sahip degillerdir.” Degerlendirmede,   IQ “Zeka “  ve is gücü kaybi dikkate alinmasina karsin “ Engel,sakatlik vb.”   % 40 is gücü kaybi baz alinmaktadir. 'Bazi engelliler, yukarida da belirttim. MR  yasitlari normlarina yakin olmasinave iş gücü kaybi düsük olmasina karsin, özellikle eðitilebilirler engelilerde okuma yazmada akranlarýnýn çok gerisinde bulunabilmektedirler.     Henüz Ksim-2008 ' de yasadigimiz bir örnek olay:         

Bir örgenci, RAM tarafindan Saglik Kurulu Raporu  için yönlendirildi. Saglik Kurulunca, Orta Düzeyde MR tanisi konularak Özel Egitime ihtiyaci oldugu yönünde “Saglik Kurulu Raporu “ verildi.  Çocuk bu raporla, tekrar RAM' a yönlendirildi.  “Egitsel İncelemesi “ sonucu, “Özel Egitim Alamaz “ raporu verildi. Bu çocuk  18.11.2008 ' de RAM' a yönlendirildi. İlginç bir şey  bir yil önce kurumlarinca verilen rapor 30.11.2008 günü dolamsina karsin ayni gün RAM Modülünden silindi. Çocuk kurumda  Kasim ayinda18 günlük rapor almasina ve rapor süresi 30 Kasimda dolmasina karsin  RAM Modülünden adi silindigi için Kasim ücretini kurum alamayacagini ve zarara ugratildigini belirtmektedir. . Yani çocuga verilen 18 günlük verilen egitim bosa gidiyor. “Bu süre içinde çocuk 8 bireysel 4 grup egitimi verilmesine karsin bu uygulamayi anlamak çok güç bir durum diye düsünüyorum. Takdir sizlerin…    

 

Ilköðretim çaginda olup da  Orta düzeyde Mental Retardasyon 'MR'  yada Zihinsel Engel Sorunu düsük seviyelerde olan egitilebilir yada hafif egitilebilir engellilerin; yasaminin belirli döneminde, gelisimlerini  “ Aile, okul, çevre vb. kaynakli  faktörlerden dolayi' akranlarindan geride kalmalari yada  sinifindaki akranlarinin belirgin derecede gerisinde olan; özellikle ara siniflarda olmasina ragmen birinci siniflarin seviyesinde olan örgencilere “ Bu tür çocuk larimiz,  akranlarindan ne kadar geri olursa olsunlar en fazla bir yıllık Bireysel D estek Egitimi önerisi ile okuma ve yazmada akranlari seviyesine gelmekte ve Destek Egitimine ihtiyaci kalmamaktadir. Bu örgencilerden okula devam eden ögrenciler için önerilen  'Kaynastirma ve ögretmenlerince BEP hazirlanmasi'  önerileri, yeterince yararli olmamaktadir. Öðretmen arkadasimiz,  40-50 ögrencisinin egitimini aksatarak, bir yada iki kaynastirma ögrencisi için BEP hazirlayarak ,özel olarak bu öðrencilerle  ne kadar süre ilgilenebilir ve özverdide bulunabilir.  Bu sizce mantıklımıdır.  Bu örgencilere, ek bir süre ayirmak istese bile diger  “Çogunlugu olusturan sınıf atmosferindeki örgencilerin” egitimini aksatmis olmaz mi?     

    

Bu tür ögrencilere, Kaynastirma Egitimi önerisi yerine “4 yada 6 aylik özel egitim kurumlarindan Destek Egitimi  almasi,önerilerinde bulunulmasi daha objektif  bir yol olmaktadir. Aksi takdirde akranlariarasındaki egitim farkliligindeki uçurum her geçen yil büyüyerek, çocugu akranlari seviyesine yaklastirici destek verilmemesi sonucu hem bir yillik bir egitim önerilme ile karsi karsiye gelecegiz hem de çocuk dislanarak, psikolojik yaralar almis  yada okul fobisi yasayarak okuldan soguyacaktir.  

    

Süreç içinde yeni açilan Ilköðretim Kurumlarinin bünyesinde en az 2 alt  özel sinif zorunlulugu ve beraberinde araç,gereç, uzman, personel vb. donanimi noksansiz düzenlenecek bu egitim ortamlarinde bu gün karsilasilan sorunlar ortaya çıkmayacaktir., Daha  dogrusu bu tür sorunlarin  alt yapi sorunlari ortadan kalkınca, bu gün yasanan sorunlarin ortadan kalkacagina inanmaktayim.Özellikle uzman personel hepsinden önemli olan bir husustur. Özel Eðitim alan mezunlarinin sayisinin yetersizligi nedeni ile Fakülte özelikle Fen Edebiyat ve Egitim Fakültelerinin çesitli programlarindan mezun gençlerimize;  Özel Egitim Öðretmenligi Programindan  'Tezsiz Yüksek Lisans “ egitimi yaptirilarak; hem bosta gezen bu gençlerimize is istihdami yaratilmis olur hem de bu alanda ihtiyaç duyulan uzman personel görevlendirilmesi ile süreç içinde alandan  gelen uzmanlarin Saglikli  Egitim vermeleri sonucu;  Engellilerin yaralı bireyler olarak “ Ayaklari üzerinde durabilen, günlük yasam becerilerini kazanmıs, ailesine yük olmaktan kurtulmus, topluma yararli bireyler yada verilen  en fazla bir yıl süreli destek egitimi ile akranlari seviyesinde egitim kazandırılmıs bireyler topluma kazandirilmis olur” Ülke gelisiminde önemli ve bir o kadar da hayati olan bu egitim sorununu bir nebze de olsa çözmüs oluruz. Diye düsünüyorum.       

 

Bu gün kirsal yörelerimizde “köyler “ beldeler ve  bazi ilçelerde; engellilerin büyük bölümü Özel Egitimden yararlanamamaktadir. RAM ‘ lar,  Engelli ailelerin ve Engellilere Yönelik egitim hizmeti verem Özel Egitim Kurumlarinin , taleplerini karsılamak için kosullarina uygun sayida planlamalar yaparak; Özel Egitim Kurumlari için haftalik yada aylik kontenjan belirleyerek randevu vermektedirler.  Verilen randevu sayıları bu kurumlarin,  taleplerinikarsılamaktan çok uzaktir. Çünkü her ay belirli sayida örgencinin rapor süresi doldugu için bu raporlari yenilemek durumundadirlar “Özellikle eğitilebilirlerin altında kalan ve  engellilerin büyük bölümünü olusturan “ Ögretilebilir Engelliler “ bunların dısında egitilebilir ve ögretilebilir yeni müracaat yapan engelliler “Aday Örgenciler”  için rapor islemleri planlanıp yapılmak durumundadir. Engellinin rapor islemlerinin birkaç ay bekletilmesi, ailelerin farklı farklı kurumlara bas vurmasina yol açmakta ve kurumlar arasinde sorunlar yasanmaktadir. Zaman zaman etik olmayan yada  yasal olmayan “Alan memnun satan memnun hesabi engellinin sömürü araci olarak kullanilmasinin yolunu açıcı ve egitimi ticaret aracı gibi kullanan bazi kurumlarin “  Engellinin egitimini amaçlayan kurumlarla, bu kurumlarin haksiz rekabetine yol açmaktadir. Genelde bu tür öğrencilerimizin ailelerinin okur yazarlik düzeylerinin düsük olmasi, gece kondularda iskan etmesi, genelde issiz yada mevsimlik isci olmasi vb. faktörlerden dolayi kandirilmalari ve engellilerin ticari meta gibi kullanilmasinin kapisini açmakta ve adeta alt yapisini  olusturmaktadir. He ilde özellikle geri kalmis ve gelismekte olan bölgelerde yasanan bu sorunlar; buz dagının görülen bölümüdür. Suyun altıda kalmis bölümü, görüldügünden büyük ve olumsuzluklar zincirinin en büyük halkasini olusturmaktadir. Ülkemizin bu kanayan   sorununun çözümünde, MEB ‘ ca çesitli önlemler alınmaktadir. Ancak inceleme ile tespit edilmesi,tespit edilse bile kanitlanmasi bir okadar da güç  faktörler vardır ki MEB  de yetersiz kalabilmektedir. Bu nedenle en saglikli yol bu duruma sebep olan faktörleri ortadan kaldirmak olmalidir. Kurumlar yasal her türlü alt yapisini noksansiz olusturmalidir. RAM ‘ lar araç gereç, uzman ve her türlü donanım karsilanmalidir. Asagida belirtecegim ek önlemler alinmalidir.   

 

İllerde özel sektörün bu konuda yatirimlari, Yerel Yönetimlerce desteklenip, bir takim kolayliklar getirilerek; “ Alt yapi, vergi muafiyeti, belediyelerce destek ve kolaylık vb.”  Bu tür kurumnlarin açılmasi tevsik edilebilir.Yatili Özel Ögretim Kurumlari ' açilmasinin hükümetlerce özendirilmesi gerekmektedir. Yatili ve gündüzlü ayri ayri öğrenci giderleri, eğitim birim ücretleri belirlenerek; bu kurumlarin masraflarini karsilayacak ve bu kurumlari tatmin edici “En az resmi kurumlar düzeyinde “ ücret politikalri gelistiririlip, gerekli yasal düzenlemeler yapildiðinda süreç içinde devletin yükü hafifletilmis olacaktir.     Bütün bu sorunlarin, giderilmesi için Özel Egitim Hizmetleri Yönetmeliði ,573 sayili KHK ve 5580 sayili yasada belirtilmeyen, düzenlemeler acilen yapilmalidir.   Bu kurumlarin egitim ödemeleri MEB Özel Ögretim Kurumlari Genel Müdürlügünün ödeme emirleri  ile yapilmaktadir. Bu nedenle ödemeler, 40 ile 60 gün gecikmelere neden oldugu için bu kurumlara ikinci bir güçlük çıkarılmakta ve bu kurumlar maddi yönden büyük sıkıntılar yasamaktadirlar. “ Dürüst  alandan gelen emekli maasından baska  geliri olamayan sermayesi az olan kurucu yada ortaklarin olusturdugu çogu özel egitim kurumlari; kaliteli bir egitimden baksa düsüncesi olmayan ve yillarca egitim camiasında calisarak emekli olan bu dürürst ve deneyimli Devlet Terbiyesi almis  insanlar, haksiz ve ticari amacli acilan kurumlarla rekabet edememektedir. Direndigi kadar direndikten ve sermayeyi sifirladiginda   kurumunu kapatmak yada ticari amacla kurum acmak isteyenlere yada acanlara devretmek zorunda kalmaktadir.”   Bu uygulamaya son verilerek, RAM modülü de islerlik kazaninca ödemelerin Mal Müdürlüklerine devredilerek, zamaninda egitim ödemeleri yapilarak bu sorun ortadan kaldirilmalidir.

          

Ayrica, RAM ‘ larin engelli tanilamalarinda  kurumlarin taleplerini karsilayamamasi sonucu “Yukarda ki parargraflarda örnekler verilmisti.” Bu saygin kurumlara yapilan haksiz yakistirmalari,  saibeleri,  kisisel nedenli olupta tüm kuruma mal edilmis eşitsizlik, yasal olmayan, engelli haklarini geriye götürücü ve kurumlar arasinda haksiz rekabete yol açan bazi sorunlari artadan kaldirmak için radikal düzenlemelere ihtiyac bulunmaktadir. Bu düzenlemelerden biri de MEB bağlı RAM ‘larin yükünü hafifleten ve destek saglayan   “Özel -  Özel Eðitim ve Psikolojik Danisma Merkezleri' açilmasina izin verilmelidir yada ilgili kanun ve yönetmeliklerde düzenlemeler yapilmalidir: Bu merkezlerde, yönetmelik geregi gerekli zorunlu ve uzman personel görevlendirilecegi, her türlü alt yapi ve arac – gerec donanimi yapilacagi için  müraccat eden engelli aileleri ve Özel Egitim Kurumlarinin talepleri karsilanarak, bir çok olumsuzluk ortadan kalkacaktir. Bu kurumlarda, 'Egitsel Tanilama ' objektif olarak yapilacaktir. “Yasal  düzenlemede yer almasi gereken en can alici husus, yapilan degerlendirmelerin objektif arac ve gerecler ve ölçme araclari kullanilmadan yapilan kurumlarin kapatilmasi hususunun yer almasidir.”   Her  tanilama için belirlenen, birim ücreti valiliklerce yada yönetmelikce  tanilanacak ögrenci basina düsen degerlendirme ücreti belirlenerek,  bu kurumlarin Psikolojik Danisma dısında, engellilere rapor düzenleyebilmelerinin yasal yolu acılmalidir.     

 

Halil Türkmen

 

Kaynaklar

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !